Telekomünikasyon araçlarının yaygınlaştığı, tabletlerin ve bilgisayarların elimizden düşmediği, her odaya bir televizyon alındığı bu dönemde elektronik aletlerin olmadığı bir Dünya hayal ediyorum. Neden mi? Yazımda bu hayalin gerekçelerini edebiyatım yettiğince iletmeye çalışacağım.

İlk ve orta öğretimdeki öğrencilerimin ders ve ödev yapmadaki ilgisizliğini, isteksizliğini manayaya çalıştığımda ve sorguladığımda hep yakın cevapları alıyorum: " Ders çalışırken aklıma değişik şeyler geliyor, okuduklarımı anlayamıyorum."
Esasında hayat sürdürdükleri ilgi ve konsantrasyon problemini kendilerince ifade etmeye çalışıyorlar. Dikkatlerinin acele dağıldığını biliyor; ancak sebebini kestiremiyorlar.

Bahsettiğim öğrencilerim akıllı telefonları aktif şekilde kullanan, iddialı bir şekilde bilgisayar oyunları oynayan, kendi çaplarında dizi ve film takip eden çocuklar. Ancak kitap okuma ve manaya söz hususu bulunduğunda, ders ve ödevler bulunduğunda akılları değişik yaşantı ve olaylara gidiyor, kısa vakit ortamında sıkılıyorlar ve ilgisizleşiyorlar. Esasında bu hal olağandır ve beklentilerim dahilindedir.

Uyarıcıların yüksek bulunduğu; ses, ışık ve renk efektlerinin bulunduğu aygıtlar, işlenmiş ve kalıplara uydurulmuş bilgileri beynimize sunarken beynimizi aktif bir şekilde kullanmamız gerekmemektedir. Beyin yüksek uyarıcılara bezenmiş ve şekillenmiş, süzülmüş bilgileri yorulmadan, basitçe almaktadır. Bu şekilde çalışmaya alışan beyin uyarıcıların gayet zayıf bulunduğu, kavramak ve algılamak amacıyla karmaşık bir şekilde çalışması gereken bir halle karşılaştığında zorlanması ve öğrencimizin bu haldan sıkılması çok normaldir. Ders çalışırken, ödevleri yapar iken ve dersleri manayaya çalışırken tekrar aynı beyin alışık olmadığı şekilde zorlanmaktadır. Öğrencimiz bu halun sebebini de bilmediği amacıyla zihinsel olarak yetersiz bulunduğunu düşünmektedir. Yani küçük sorunlar, büyük sorunlar doğurmaktadır.

Bu hususta en büyük yardımcımız da kitaplardır. Roman, Hikaye... Bu bağlamda ders verdiğim öğrencilerime kitap okumanın yararlarını anlatır ve kitap armağan ederim. Daha sonra kitap üstüne biraz konuşur ve okursa tekrar kitaplar getiririm. Yoğun algılama ve öğrenme vakitcine maruz kalan beyin, bu çalışma şeklini bağımlılık haluna getirdiğinde öğrencimiz dersi daha acele anlayacak ve aktarabilecektir.

Ders ile de sınırlandırmamak lazım olur elbet. Öğrencimizin manaya ve algılama sürati artacak ve hadiseleri daha düzgün ve süratli analiz edecektir.

Kısaca çocuklarımızın iyiliği amacıyla uğraşırken teknolojik araçların esiri olmamaları amacıyla, ölçülü ve denetimli bir şekilde, bizim nezaretimizde bu araçları kullanmalarına müsaade etmeliyiz.

"Kitapların manaya ve algılamadaki yararına değindim sadece. Öğretici yönünü diğer bir yazımızda enine, boyuna, dimağımın elverdiği ölçüde yazmaya çalışacağım."

Tıkla WhatsApp'tan Yaz